Sabah Gazetesi yazarı Bercan Tutar bugünkü "Yeni Türkiye, yeni NATO ve yeni dünya" başlıklı yazısında, ABD başta olmak üzere emperyal aktörlerin Türkiye'yi 'by-pass' ederek tek başına bölgesel ve küresel düzen oluşturacak donanımlarının kalmadığını yazdı.
"Dünya son birkaç senedir yoğun şekilde Türkiye'yi konuşuyor. Türkiye'ye dair jeopolitik dil hızla yenileniyor. Ancak ülkemize hâlâ ideolojik gözlüklerle bakanlar yani 'üç kuruşluk zahmetiye' karşılığında yıllarca bu ülkede sömürgeci zihniyetin papağanlığını yapanlar bu jeopolitik değişimi kavramakta zorlanıyor.
Oysa yeni bir dünya kuruluyor. Ve bu yeni dünyanın merkezinde ise Türkiye var. Bize on yılda bir format atan NATO'ya artık Türkiye format atıyor. Hatta NATO üzerinden Avrupa'ya bile yeni Türkiye formatı çekiliyor. Haliyle Kaan motorlarından S-400'lere, F-35'lerden CAATSA yaptırımlarına kadar ABD ile yıllardır çözülemeyen sorun başlıkları birer birer buharlaşıyor.
Neden peki? Türkiye mi çok güçlendi yoksa rakiplerimiz mi zayıfladı? Cevap her ikisi de! Zira Cumhurbaşkanımız Erdoğan ve ABD Başkanı Trump'ın küresel gövde gösterisine dönüşen NATO zirvesi, her açıdan Batı gücünün limitini ve Türkiye'nin ise artan stratejik ağırlığını yeniden tescilledi.
***
Kuşku yok ki bölgesel ve küresel siyasette merkeze yerleşen Türkiye'nin gücü birçok faktörün kombinasyonundan kaynaklanıyor. NATO üyeliğimiz, Müslüman dünyanın çelik çekirdeği olmamız, güçlü bir liderlikle idare edilmemiz ve savunma endüstrisinde yaptığımız devrimler yanında Ukrayna ve İran savaşlarıyla Gazze soykırımı ve Sudan'daki krizlerin dünyada ve çevremizde yol açtığı insani, ahlaki ve jeopolitik yıkımların da payı var.
Dolayısıyla Türkiye küresel siyasetteki kriz sahalarında ortaya çıkan güç ihtiyacını etkin hamlelerle doldurma becerisi ve kapasitesine sahip olmasıyla yıldızlaşıyor. Krizler ve savaşlar nedeniyle Avrupa'nın da Ortadoğu'nun da Körfez'in de Doğu Akdeniz ve Kuzey Afrika'nın da güvenlik ve ekonomik paradigması kökten sarsılmış durumda.
Bu nedenle Avrupa, Rusya, Çin ve ABD gibi aktörler şimdi Türkiye'ye artık işbirliği yapılması gereken vazgeçilmez bir bağımsız aktör olarak bakıyor. Çünkü bu aktörlerin hiçbiri yol açtıkları krizleri tek başına çözecek ve yol açtıkları güç boşluklarını tek başlarına dolduracak yeterlilikte değil. ABD başta olmak üzere emperyal aktörlerin Türkiye'yi 'by-pass' ederek tek başına bölgesel ve küresel düzen oluşturacak donanımları kalmadı.
***
İşte bu yüzden Türkiye yeni dünyanın kilit ülkesi ve en kritik oyun kurucu aktörü. Libya'dan Karabağ'a, Ukrayna'dan Körfez'e uzanan bölgelerdeki sorunların çözüm adresi işte bu yüzden Türkiye oluyor. Dolayısıyla emperyal aktörlerin güç projeksiyonları zayıfladıkça Türkiye'ninki büyüyor. Hâliyle Ortadoğu'daki yeni paradigmanın simgesi olan Suriye'deki başarımızın bir benzerini şimdi Irak, Körfez ve Hazar Havzası'nda da göreceğiz.
Zira Rusya'nın caydırıcılığına, İran'ın vekil güçlere dayalı direniş kültüne, İsrail'in kaotik askeri üstünlüğüne, Avrupa'nın diplomatik ikiyüzlülüğüne ve ABD'nin tek taraflı çıkarcı hegemonyasına dayalı bölgesel ve küresel statüko artık değişiyor. Bu güçlerin yol açtığı kaotik boşluğu sadece Türkiye doldurabilecek yetkinliğe sahip. Sadece Türkiye düzen kurucu bir alternatif olarak görülüyor.
İşte bu nedenle başta Ortadoğu, Körfez, Doğu Akdeniz, Hazar, Karadeniz ve Aden Körfezi olmak üzere Avrupa, Balkanlar, Kafkasya ile Orta ve Güney Asya dâhil Atlantik'ten Pasifik'e uzanan sahalarda bütün gözler Türkiye'yi arıyor. Bu da Türkiye'nin yeni stratejik dengeler ve yeni jeopolitik denklemlerdeki merkezi konumunu her geçen gün daha da perçinliyor ve küreselleştiriyor. Mesele kısaca bundan ibaret."


