Ersin Çelik: Yahudi geçmişi örten medya operasyonu

0
Ersin Çelik: Yahudi geçmişi örten medya operasyonu
"Epstein’in adası, dünya siyasetine, ticaretine ve kültürel kodlara yön veren elitleri sapkınlıkları ile rehin alan “zaaflar bankası” idi. Ghislaine Maxwell ise bu bankanın anahtarını elinde tutuyordu ve onu bu kadar önemli yapan ise babasının mirasıydı. Küresel medya ise anahtarı değil, sadece paslı kapı kolunu gösterdi."

Yeni Şafak gazetesi yazarı Ersin Çelik bugünkü “Genelev Patroniçesi”: Yahudi geçmişi örten medya operasyonu" başlıklı yazısında, Siyonist sapkınlık Epstein davasının bir numaralı sanığı Ghislaine Maxwell’in medya patronu babası Robert Maxwell’in şaibeli ölümünü ve Ghislaine'nin medyada "Genelev Patroniçesi" olarak tanıtılarak Epstein davasının üstünün örtülmeye çalışıldığını yazdı: 

"5 Kasım 1991 gecesi Atlantik’te, lüks bir yatın güvertesinden denize bir medya patronu düşüyor. Cesedi çıplak halde Kanarya Adaları açıklarında bulunuyor. Ölümü resmi kayıtlara “kazara boğulma” olarak geçiyor. Maktulün kalp krizi geçirip suya düştüğü senaryosunda hemfikir olunuyor. Ancak defin yeri ve düzenlenen cenaze törenine katılan isimler, bu kazara ölümün üzerine bir sır perdesi çekiyor. Öyle ki, denize düşerek öldüğü söylenen o adamın bir medya baronu ve Epstein davasının bir numaralı sanığı Ghislaine Maxwell’in babası olması dahi kamuoyunda neredeyse hiç konuşulmuyor. Çünkü bu bağlantının ucu, geri planda tutulan bir güç ağına dokunuyor.

Sapkınlığın sınır tanımadığı Epstein ifşalarına dair uluslararası basında binlerce haber yapılıyor, milyonlarca belge analiz ediliyor. Bazı taşlar yerine oturtuluyor. Ancak bazı büyük taşlara hiç dokunulmuyor. Türkiye’de ise konu daha çok “anlatılanlar” üzerinden tartışılıyor. Küçük yaştaki kızların istismar edilmesi, adaya giden siyasiler, ünlüler, ilişkiler derken dünya kamuoyu yıllardır bu büyük skandalı; fuhuş, para, güç ve magazinleştirilmiş ilişkiler ağı şeklinde okuyor. Ta ki İsmail Halis’in geçtiğimiz günlerde Yeni Şafak’ta yayımlanan “Altı Milyon Belgenin Editörü Kim?” başlıklı analizine kadar. Halis, “veri madenciliği” yaparak Epstein yapılanmasındaki Yahudi dayanışmasına ve güç ağlarının kimler üzerinden örüldüğüne somut isimlerle atıf yaparak bir kapı araladı. Ben de o kapıdan girip, “gösterilmek istenmeyen fotoğrafa” dikkat çekmek istiyorum.

O halde, Atlantik’teki gizemli kazanın ertesi günlerine dönelim.

***
ZEYTİN DAĞI’NDA DEVLET TÖRENİ

Robert Maxwell’in cesedi denizden çıkarıldıktan sonra herkesi şaşırtan bir kararla Kudüs’te Zeytin Dağı’na defnediliyor. Cenazeye dönemin İsrail Başbakanı Yitzhak Shamir, eski Başbakan Yitzhak Rabin ve gelecek Başbakanı Ariel Şaron gibi en üst düzey siyasetçiler, üst düzey MOSSAD yetkilileri katılıyor.

Robert Maxwell’in gömüldüğü Zeytin Dağı, büyük ve tarihi bir Yahudi mezarlığıdır. Yüzyıllar boyunca Yahudi dini önderlerinin, hahamların ve modern İsrail siyasetinin kurucu figürlerinin defnedildiği Zeytin Dağı, Talmud’a göre, Mesih’in gelişinin ardından dirilişin başlayacağı yerdir. İsrail basınında Maxwell için “sadık bir dost ” ifadeleri kullanılıyor. Haberlerde “İngiliz medya baronu” olarak anılan bir isme, İsrail’in yüksek ölçekte devlet ilgisi sunması ve dini öncelik verilmesi, buzdağının görünmeyen kısmındaki "sadakatin" büyüklüğünü ilan ediyor aslında.

Bugünkü Ukrayna sınırları içinde 1923 yılında doğan Maxwell de zaten Yahudi bir ailenin çocuğu. Soykırımdan kurtulanlardan ve II. Dünya Savaşı’nda İngiliz ordusunda görev yapıyor. Bu süreçte birçok kez adını değiştiriyor. Savaş sonrası İngiltere’de yayıncılığa girerek akademik yayın devi Pergamon Press’i büyütüyor, 1980’lerde Mirror Group Newspapers’ı satın alarak Daily Mirror gibi bir gazetenin patronu oluyor.

Baba Maxwell’in Yahudi olması Zeytin Dağı’na, İsrail devlet töreni ile gömülmesi için yeterli olamaz değil mi?

Maxwell’in girift hikâyesi yalnızca bir medya imparatorluğu kurmakla sınırlı değil. Gordon Thomas’ın “İsrail’in Süper Casusu” adlı kitabına göre Maxwell, Mossad ile uzun yıllar temas hâlinde çalışıyor ve yirmiye yakın ülkede milyonlarca dolarlık “siber casusluk” operasyonlarına aracılık ediyor.

BABASI 9 AY ÖNCE ÖLEN KIZIN ANİ YÜKSELİŞİ

Maxwell’in ölümünden sonra, sahibi olduğu Mirror Group’un emeklilik fonlarından yüz milyonlarca sterlinin usulsüz kullanıldığı ortaya çıkıyor ve İngiltere tarihinin en büyük şirket skandallarından biri patlak veriyor. Kayıtlara kaza ve doğal olarak ölümünün, mali çöküşün hemen öncesine denk gelmesi, bir “susturma operasyonu” ihtimalini gündeme getiriyor. Fakat üzerine gidilmiyor.
Maxwell ailesinin medya ve istihbarat sırlarıyla dolu hikayesi, 1991’deki sır ölümle kapanmıyor, aksine Amerika’da yeni bir perde açılıyor. Ghislaine, babası kendi adını verdiği teknesinde ölü bulunduktan birkaç ay sonra Amerikan sosyetesinde boy göstermeye başlıyor. Epstein ile görüntüleniyor ve yıllar sonra “pedofili skandallarının” kilit ismi olarak karşımıza çıkıyor.
Ghislaine Maxwell hakkında uluslararası basında yayınlanmış haberleri bulmam ve seçtiklerimi okumam iki günümü aldı. Şunu net olarak gördüm: Amerika, İngiltere ve Avrupa basını, “karartma metinleri” yayınlayarak baba Robert Maxwell’in üst düzey İsrail bağlantılarını profesyonelce gizlemiş.

KÜRESEL MEDYA DEVREDE: "BİYOGRAFİK KARARTMA"

BBC’nin 2022 tarihli biyografisi, Ghislaine’i “babasından kemerle dayak yiyen”, “ihmal edilmiş”, “canavarlara hizmet eden” trajik bir figür olarak sunarak masumlaştıran ince dokunuşlarla bezeli. BBC, baba Robert Maxwell’in zorba karakterini en küçük ayrıntısına kadar anlatırken, onun Mossad bağlantılarına ve Zeytin Dağı’ndaki cenazesine tek satır bile ayırmıyor.

Alman kamu yayıncısı Deutsche Welle (DW) de benzer bir “teknik detaylarda boğma” stratejisi izliyor. DW, Ghislaine’i “Paris doğumlu” diyerek kimliksizleştirirken tıpkı BBC gibi Robert Maxwell’in İsrail devlet kademeleriyle olan derin bağlarını pas geçiyor. Haberdeki en tuhaf ayrıntı ise şu: DW, Ghislaine’in tutuklandığında üzerinden çıkan Almanya onaylı basın kartını, “sahteleştirerek” kurumsal bir savunmaya geçiyor. Fakat Maxwell’in Alman basın kartıyla hangi kapıları açtığı, kimleri “gazeteci” kimliğiyle tuzağa düşürdüğü sorusu satırların arasında boğuluyor. Maxwell’in yıllık 250 milyon dolara varan “maaşı” ise DW tarafından Epstein ile aralarındaki sadakatin ücretine dönüştürülüyor ve bu astronomik rakamın kaynağının, devasa bir kara para sistematiğine dayandığı ima dahi edilmiyor.

İş dünyası haberciliğinin küresel medya markası Business Insider da derinlerdeki İsrail’i ustalıkla perdeleyenlerden. Baba Maxwell’in hırsızlıkları mali detaylarla gizlenirken, sahnede pek görülmeyen anne Elisabeth Maxwell burada karşımıza, kendini Holokost araştırmalarına adamış bilge bir kadın olarak çıkıyor. Business’ın metni, aileye hem koruma kalkanı oluyor hem de “hırsızlık” etiketini silerek, “toplumsal yarayı iyileştiren bilge anne” imajı inşa ediyor. Bu profesyonel karartmayı, Business Insider’ın sahibi Axel Springer’in yayın ilkelerindeki “İsrail Devleti’ni destekleme” zorunluluğuna bağlamak gayet mümkün.

DERİN BAĞLANTILAR İSRAİL GAZETESİNDE

Bu arada Elisabeth Maxwell, kızı hakkında açılan Wikipedia maddesinde de evlatlarını “Anglikan” olarak yetiştiren anne olarak geçiyor. Wikipedia’daki biyografide Times of İsrail’e de atıf yapılıyor. Amerikan, İngiliz ve Alman medyasının görmezden geldiği derin bağlantılar, şaşırtıcı şekilde İsrail gazetesinde yer alıyor. Times of Israel'in 4 Temmuz 2020 tarihli haberine göre, Zeytin Dağı'ndaki defin töreninde Başbakan Yitzhak Shamir, Maxwell için “İsrail için bugün söylenebilecekten daha fazlasını yaptı” açıklamasını yapıyor. Bu ifade, Maxwell'in sadece bir “medya baronu” değil, İsrail devlet çıkarları için gizli ve hayati roller üstlendiğinin onayı aslında. Ayrıca Maxwell'in, karısından “Yahudi ruhumun bekçisi” olarak bahsetmesi, ailenin İsrail ile olan manevi ve stratejik bağlarının derinliğini bir kez daha vurguluyor.
Küresel medyanın magazin anlatılarıyla yok etmeye çalıştığı o “İsrail ağını” bulmak için ise medya dışı bilgi kaynaklarına bakmak gerekiyor. Modern ansiklopedi geleneğinin köklü markası Britannica, gazetelerin aksine üzerine örtünmek istenen fotoğrafı ortaya koyuyor: “Araştırmacılar, Maxwell'in ölümünün Mossad bağlantılarıyla ilgili olabileceğini öne sürmektedir”. Hatta Britannica, bazı İngiliz yetkililerin Maxwell’i Mossad, KGB ve MI6 için çalışan bir “üçlü ajan” olarak gördüğünü de açıkça aktarıyor.

ABD'li gazeteci Tucker Carlson da Epstein'in İsrail için çalıştığının Washington'da herkesçe bilindiğini iddia ederek “ansiklopedik” bilgiyi güncel siyasete taşımıştı.

***

BELGESELDE BİÇİLEN ÖRTÜ: "GENELEV PATRONİÇESİ"

Maxwell, Epstein başta olmak üzere birçok erkeğe, reşit olmayan kızları temin etmekle suçlanıyor. Epstein hapse konulduğunda Amerikan kamuoyunda, “Maxwell neden dışarıda?” sorusu çok sorulmuştu. Epstein’in şüpheli intiharından 11 ay sonra, New York Başsavcı Yardımcısı Audrey Strauss, kameraların karşısına geçip, Maxwell’in küçük kızları teslim ettiğini tek tek sıralamış ve yakalandığını duyurmuştu.

Mağdurlardan Virginia Roberts, 17 yaşındayken İngiltere Prensi Andrew ile üç kez cinsel ilişkiye girdiğini ve bunlardan birinin Ghislaine Maxwell’in Londra’daki evinde gerçekleştiğini söylemesi, sapkınlığın yanı sıra profesyonel şebekeyi de işaret ediyordu.

Tam burada HBO’nun 2022 yılında yayımladığı belgeselde, Virginia Roberts’ın anlatılarını analiz eden Beden Dili Uzmanı Cliff Lansley genel bir yorum yaparken, Maxwell’i ima ederek “genelev patroniçesi” ifadesini kullanmasına dikkat çekmek istiyorum. Çünkü aynı belgeselde analizler yapan bir başka uzman olan Adli Psikolog Kerry Daynes de Maxwell’in ağa düşürdüğü kızlara nazik davranmadığına dikkat çekerek, “Yani onları bu amaç için toplayıp güvenlerini sarstı. Genelev patroniçesi olmak da böyle bir şey değil miydi?” diye soruyor.

Maxwell’in, tüm geçmişi ve bağlantıları bir kenarda tutularak, Epstein’den sonra yaşayan tek şahit olmasına rağmen “genelev patroniçesi” ilan edilmesi aslında devasa bir istihbarat ve şantaj mekanizmasının üzerine örtülmüş pembe bir tül gibi duruyor. Küresel medya, konu sapkınlıksa magazinleştiriyor, ancak konu İsrail’in istihbarat ağı ve dokunulmazlık alanları olduğunda burada olduğu gibi karartmaya veya hedef saptırma yolunu seçiyor.

Epstein’in adası, dünya siyasetine, ticaretine ve kültürel kodlara yön veren elitleri sapkınlıkları ile rehin alan “zaaflar bankası” idi. Ghislaine Maxwell ise bu bankanın anahtarını elinde tutuyordu ve onu bu kadar önemli yapan ise babasının mirasıydı. Küresel medya ise anahtarı değil, sadece paslı kapı kolunu gösterdi. Çünkü o kapı sonuna kadar açılırsa, “sadık dostların” kurduğu karanlık kaleye girilecek ve Siyonist aklın büyük oranda kurduğu sapkın dünya düzeni gün yüzüne çıkacak...

Buraya kadar okuduysanız sorayım: Yoksa yanılıyor muyum?"

Yorum Yazın