Yeni Şafak gazetesi yazarı Ersin Çelik bugünkü "Genç adamın telafisi olmayan hatası: Neden mi 25 yaş?" başlıklı yazısında, LGBT propagandasından etkilenen bir gencin kendi cinsel organını tuvalette kesmesini ve sonrasında yaşananları yazdı:
"Okuyacaklarınız sizi dehşete düşürebilir ancak sosyal medyadaki yönlendirmelerin gençleri nasıl bir uçuruma sürüklediğinin görülmesi için paylaşmak istiyorum.
Türkiye’de yaşayan 23 yaşında bir genç, bundan üç yıl önce kendi vücuduna telafisi imkânsız bir zarar veriyor. Tuvalette cinsel organını kesiyor. Testislerini parçalıyor! Ailesi kanlar içinde buluyor. Ölümden dönüp üç ay yoğun bakımda yatıyor.
Şunun altını çizelim: Bu bir intihar teşebbüsü değildi. Genç adam, kendini kesmeyi “yeni bir hayata başlama” adımı olarak görüyordu. Ancak büyük bir yanılgı içinde olduğunu anlaması uzun sürmedi.
Modern psikolojinin “cinsiyet disforisi” (cinsiyet hoşnutsuzluğu) diye tanımladığı, biyolojik “cinsiyetine düşman edilen” gençlerden biriydi. Çünkü internet ortamlarında, “erkekliğinden kurtulursa" tüm psikolojik sıkıntılarının biteceğine inandırılmıştı.
Daha vahimi ise şu: Bu genç, o haldeyken bir üniversite hastanesinde, kanlar içinde girdiği bu süreçten “geri dönmemesi” için adeta ikna edilmeye çalışılıyor. “Kadın olabileceği” söyleniyor. Israr ediliyor. Lakin ailesinin dirayetiyle başka bir merkeze gidiliyor. Bu sayede hem zaman kazanılıyor hem de gözlerinin nuru evlatları fikir değiştiriyor. Cinsiyet disforisi geriliyor, “yoğun pişmanlık” günleri başlıyor. Öyle ki kesip attığı cinsel uzvuna yeniden sahip olmak istiyor. Ameliyat olmayı göze alıyor.
Ailesi ile Üroloji Profesörü Zeki Bayraktar’ın kapısını çalıyorlar. Ancak giden geri gelmiyor, aldıkları yanıt sarsıcı oluyor: “Tıbben mümkün değil, sadece silikon testis protezi yerleştirebileceğimi söyledim. Testis kaybından sonra testosteron üreten doku kalmadığı için kemik ve kas kütlesi zayıflamıştı. Şimdi testosteron iğnesi yapılıyor ve bu ömür boyu devam edecek, üstelik doğal testosteronun yerini de tutmayacak.”
Yaşananlar ortada. Bir gencin “onarımı imkansız” hatasını sizler aktardım Ama bu sadece bir örnek... Böyle kanlı olmasa da binlerce genç, sosyal medyanın rüzgarı ve “birilerinin” yönlendirmesiyle cinsiyetlerinden oldu. Yarım bırakıldılar. Sonraki hayatları karartıldı.
Benzer bir süreci, geçtiğimiz haziran ayında yayımlanan “İNSAN 3.0” belgeselinde de izledik. Üzerine art arda dört yazı yayımlamıştım. Bir genç kız, Marmara Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesinde hormon tedavisi sürecini başlatmış, bırakalım uzman doktorları, asistanların “olur” raporuyla, göğüs ve rahim aldırma aşamalarına kadar sürüklenmişti. Şükür ki, ailesinin desteğiyle uçurumun kenarından döndü ve fıtratını yaşamaya başladı. Şu günlerde de bir yuva kurmanın heyecanını içinde. Tanıyanlar, sevinç içinde “nereden nereye” diyorlar. Şükrediyorlar.
Tam bu noktada Prof. Dr. Zeki Bayraktar’ın şu tespiti hayati önemde: “İnternet kaynaklı cinsiyet disforisinde ve hatalı yönlendirmelerde ciddi artışlar var. 25 yaşına kadar hormon tedavisi veya cerrahi müdahale düşünülmemeli. Çünkü beynin yönetimle ilgili merkezi tam olarak ancak 25 yaşlarında gelişiyor ve takip bu yaşa kadar sürdürüldüğünde cinsiyet disforisi büyük oranda kendiliğinden gerilediği görülüyor.”
Adalet Bakanlığı’nın üzerinde çalıştığı kanun tasarısına göre; Türkiye’deki cinsiyet ameliyatlarının yaşı 18’den 25’e çıkarılacak. Teklif yalnızca yaş sınırı koymuyor, gençliğimizi dijital mecraların ve hatalı tıbbi yönlendirmelerden koruyacak. Bir önceki yazıda detaylarını aktarmışım: Gençler ve neslin devamı ve ailenin korunması adına hayati bir düzenlemenin eşiğindeyiz.
Uluslararası hakemli akademik dergi Archives of Sexual Behavior’da 2024 yılında yayımlan bir araştırma; ergenlikte bildirilen cinsiyetinden memnuniyetsizlik oranlarının yaş ilerledikçe belirgin biçimde azaldığını ortaya koyuyor. Makalede yer alan bilgilere göre; 11 yaşındayken “karşı cins olmak istiyorum” diyenlerin oranı, yetişkinliğe doğru çok büyük oranda geriliyor. Araştırmada çok fazla kanıt da sunuluyor. Nihayetinde bu araştırma; cinsiyetinden memnuniyetsizliğin büyük ölçüde geçici bir eğilim gösterdiğini ortaya koyuyor.
Görülüyor ki, kanun yapıcılar ve bilimsel literatür “25 yaş” sınırını, ergenlikten yetişkinliğe geçişteki en kritik eşik olarak görüyor. Reşit olma yaşı hukuken 18 olsa da biyolojik ve sosyal gerçeklik, çağın insanının hayati kararlarını çok daha ileri safhalarda verebileceğini söylüyor.
Akli muhakeme yeteneği tam anlamıyla olgunlaşmadan, sosyal bulaşıcılığın etkisi altında verilen geri dönüşü olmayan kararların bedeli çoğu zaman yarım bırakılmış hayatlarla ödeniyor."


