Sabah Gazetesi yazarı Hilal Kaplan bugünkü "Yunanistan’ın Aşil topuğu" başlıklı yazısında, savunma ve yazılım sistemlerini terör devleti İsrail'e teslim eden Yunanistan'ın yaptığı yanlışı çok acı tecrübeyle anlayacağını yazdı:
"Ağustosun son günü, iki masa aynı anda kuruldu.
İstanbul'da, Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan'ın 7 Ağustos'ta imzaladığı Mekke Ortak Savunma Anlaşması'nın ilk üst düzey toplantısı yapılıyordu. Aynı gün Tel Aviv'de ise İsrail Savunma Bakanlığı Genel Müdürü Amir Baram ile Yunan mevkidaşı Tümgeneral Ioannis Bouras "Aşil Kalkanı" sözleşmesini imzaladı.
Atina'nın açıkladığı rakam 3,035 milyar avro; İsrail tarihinin en büyük savunma ihracatı anlaşması. Almanya'nın bile önünde.
Paketin içeriğine baktığımızda tek bir kalem çok kritik: Rafael'in kuracağı ulusal komutakontrol sistemi. David's Sling, SPYDER, Barak MX ve ELTA radarları, Yunan hava sahasının tamamını 35 ay içinde tek bir İsrail mimarisinde birleştirecek. Yani Yunanistan İsrail'den silah satın almıyor; hava egemenliğinin sinir sistemini dışarıya ihale ediyor!
Atina'nın kopardığı yüzde 25'lik yerli üretim payı ve kaynak koda erişim hükümleri bu gerçeği değiştirmiyor. Üstelik bu ani bir karar da değil. 2021'de Elbit, Kalamata'daki uluslararası uçuş eğitim merkezini yaklaşık yirmi yıllığına devraldı; Aralık 2025'te Yunan parlamentosu 36 PULS roketatarın alımını onayladı ve Nisan 2026'da 750 milyon dolarlık sözleşme imzalandı. Aşil Kalkanı bu birikimin zirvesi desek yanlış olmaz.
Bu arada bunu sadece ben söylemiyorum. Yunan basını da anlaşmayı "ulusal tuzak" diye manşete taşıdı, Militaire "özgürlüğümüz artık İsrail'e bağlı" diye yazdı. SYRIZA hükümetten anlaşmanın stratejik özerkliği gerçekten güvenceye alıp almadığını açıklamasını istedi. Eski Maliye Bakanı Yanis Varufakis tek kelimeyle özetledi: "Utanç verici."
Hükümetin cevabı ise meselenin özünü ele veriyor. Sağlık Bakanı Adonis Georgiadis parlamentoda İsrail ittifakının "Yunan devletinin özgürlüğünü" güvence altına aldığını söyledi, limanlardaki Filistin yanlısı protestoları "soytarılık" diye niteledi, Türkiye'yi ise doğrudan tehdit ilan etti.
Bir devletin özgürlüğünün başka bir devletin yazılımına bağlanarak korunacağına inanmak; sevgili Yunan dostlarımızın acı yoldan öğreneceği gerçek şu ki Aşil'in topuğu tam burasıdır...
Tablo Güney Kıbrıs'a uzandığında ise daha da netleşiyor. Güney Kıbrıs zaten Barak MX'i teslim almıştı; şimdi aynı sistem Yunan kalkanının çekirdeğine giriyor. Buna 2021-2025 arasında İsrail vatandaşlarının Rum kesiminde aldığı yaklaşık 3.800 taşınmazı ekleyin. Bu taşınmazların da coğrafi yoğunluğuna dikkat edin: Larnaka'da 1.406, Baf'ta 1.291, Limasol'da 1.154 alım ve ortak nokta bunların limanlara, üslere, kıyı hattına kümelenmesi...
Atina'ya söylenecek söz şudur: Türkiye Yunanistan için tehdit değildir. Türkiye kendi savunma sanayisini kurarken, Yunanistan aynı bütçeyi Tel Aviv'e ödeyip bağımlılığını caydırıcılık diye yutturmaya çalışıyor.
Oysa bağımlılık caydırmaz, bilakis kısıtlar. Kaldı ki İsrail Yunanistan için savaşmayacak; ortada Mekke Anlaşması'ndaki gibi bir ortak savunma maddesi de yok. Geriye kalan, Doğu Akdeniz'de kendi politikasını üretemeyen bir uydu devlettir. Yunanistan'ın kendine maşa olmayı bir yüzyıl sonra tekrar yakıştırması maalesef tarihten ders alınmadığını gösteriyor.
Yunan komşularımıza hatırlatmak isterim: Aşil'i öldüren mızrak değil, kalkanın koruyamadığı yerdi. Atina üç milyar avroya gökyüzünü satın aldığını sanıyor olabilir ama topuğunu imza karşılığı teslim etmiştir.
Ege'nin iki yakası arasındaki mesafe, Atina ile Tel Aviv arasındakinden kısadır. Yunanistan bunu hatırladığı gün kalkana da ihtiyacı kalmayacaktır."
Kaynak: https://www.sabah.com.tr/yazarlar/hilalkaplan/2026/09/02/yunanistanin-asil-topugu


