Yahudi Fesat Hareketleri
Bilindiği gibi, tarihi süreç içerisinde Yahudi ticaret ve faiz lobisi, dünyanın birçok ülkesinde hakim duruma gelerek, ülkelerin siyasi politikalarını da bu şekilde etkilemekte ve böylece İsrail’in Siyonizm’e karşı herhangi askeri bir müeyyideyi uygulamayı bırakın, siyasi ve iktisadi yaptırımlar bile yapılamamaktadır.
Siyonist İsrail, şimdiye kadar dünya üzerinde oldukça stratejik bir mücadele içine girmiştir. İlim dünyasında Darwin ve Freud, Marks, Ogust Comte gibi ilim adamları ile insanlığın temel değerleri yok edilmeye çalışılarak insani ve ahlaki kültüre savaş açılmıştır.
Arkasından Mali ve Finans politikaları ile, iktisadi sistemi açıktan para kazandırma ve piyasaları, ortaya koyduğu mali kuruluşlar ile kontrol altına almaya başlayarak, güçlerini daha da arttırmışlardır.
Tarih boyunca, altın ve kıymetli madenlere sahip olarak; iktisaden zayıflayan ülkelere faizle borç para vermek suretiyle devlet ve bürokratik kurumlara kendi isteklerini dayatmaya başlamışlardır. Bu konuda, Osmanlı dönemi örnek gösterilebilir.
Bütün bu politikalar, Yahudi ve özellikle Siyonist dünya hakimiyetine yönelik “emperyalist politikaları” gerçekleştirme konusunda gerekli yapıya sahip olmalarına imkan vermiştir.
Siyonist Askeri Emperyalizm Dönemi
Siyonist Yahudi hareket, 1946 yılında İngilizlerin eliyle, Filistin’de silahlı bir mücadeleye başlatırken, Amerika da, onlara siyasi ve finans desteğini sürdürmüş ve Filistin topraklarında büyük bir katliam ve soykırım başlatmalarına yol açmıştı. İsrail devletinin kuruluşu ile birlikte, maalesef Türkiye’nin de dahi olduğu uluslararası kamuoyu, İsrail’in şiddet ve katliamlarına rağmen, bu şer topluluğunun uluslararası planda devlet olarak kabul etmişti!..
Siyonist emperyalizm bir yandan Filistin’deki Müslüman halkı, şiddet ve silah ile ülkeden terke mecbur ederken, bir yandan da bu topraklardaki Filistinlileri, köle gibi kullanmaya başlamıştı. O zamanlar, Suudi Arabistan, Mısır, Suriye gibi Arap ülkeleri İsrail’e karşı bir tepki gösterip, askeri bir mücadeleye girmişlerse da, bu ülkelerin halka rağmen sürdürdükleri iktidarları, menfaatçi ve batı yanlısı askeri ve bürokrat liderlerinin çeşitli maddi vaatlerle kandırılmasıyla, İsrail ile giriştikleri savaşta yenilmişlerdi.
İslam’a karşı Batı ülkelerindeki düşmanlık, Arap ve diğer Müslüman ülkelerdeki Batı yanlısı yönetici ve iktidarlar ile Batı ve Siyonist ittifakına karşı etkili bir mücadelenin sürdürülememesine yol açmıştı. Uzun yıllar, Siyonist İsrail; Müslüman Filistin halkını hem şiddet, hem toprak ve mülklerini zorla alma ve hem de, onları dünyanın müdahalesine karşı bin bir türlü yalan ve şeytani taktiklerle dikkatlerden uzak tutma çabaları ile etkisini arttırmıştır.
Katliam, soykırım ve şiddete rağmen, Birleşmiş Milletler’deki “beşli çete”nin menfaatlerinin uzlaşmazlığı sebebiyle tecavüzleri sadece sözlü kınama ile geçiştirildi ve bu ülkeye herhangi bir müeyyide uygulanmadı!.. İsrail’in çok yönlü baskı, şiddet ve insan öldürme çabaları ile Mescid’i Aksa’nın kutsal varlığı ve orada ibadet yapabilme hakkı çoğu zaman kısıtlandı. Şu anda ise, tamamen ibadete kapatıldı!.. İkinci bir konu da, Filistinlileri idam cezası ile cezalandırma ile ilgili “keyfi bir kanun” çıkarıldı.
Şu anda İsrail Emperyalizmi, bir yandan İran, Lübnan ve Suriye üzerindeki toprak elde etme ve Müslümanları mülteci yapma çabalarını sürdürürken, bir yandan da açık hava hapishanesi Gazze’yi abluka altında bulundurmakta ve katliamlarını Batı Şeria'da keyfi ve zalimce sürdürmeye devam ettirmektedir. Bütün bunlara, dünya ses çıkaramamakta ve bu insanlık dramını sadece seyretmektedir.
İran’a yönelik savaş, İsrail’in bölgede yayılarak daha güçlü ve kalıcı hale gelmesine ve ABD’nin İran petrolleri ile daha fazla kazanç elde edip, Çin’i zayıflatmaya yöneliktir. Bu konuda ABD Başkanı, İsrail sermayesi ve Lobisi’ne hizmet etmekte ve İsrail’in katliam ve soykırımına ortak olmaktadır.
Türkiye başta olmak üzere, Filistin katliamını yapan, Ortadoğu’yu kan gölüne çeviren ve ABD’yi arkasına alan İsrail’le her türlü diplomatik, iktisadi ve kültürel bağları koparmanın yanında, diğer ülkelerin de bu tavrı göstermeleri konusunu hayati bir çaba haline getirmesi lazım. Gözü dönmüş “kuduz köpek” misali, etrafa saldıran İsrail’i diplomasi, uluslararası hukuk gibi “gerçekliği olmayan” müeyyideler ile durdurma imkanı yoktur!.. Çünkü arkasında, Siyonist sermayenin başta Amerika olmak üzere, tüm ülkelerdeki baskı ve hükümetleri yönlendirmesi bulunmaktadır. Bundan sonraki en büyük mücadele, birçoğumuzun önemsiz gördüğü fakat onların tek anlayabildiği İsrail ve Amerikan mallarına “boykot” ile sürdürülmek yoludur. Bu konuda da, hükümet olarak “açık bir deklarasyon” ile bu konu üzerinde toplumsal bir hareket başlatılmalıdır. Yoksa, bu terör ahtapotu, ülkemizi de saracaktır!..


