Star Gazetesi yazarı Muhammed Ali Uçar bugünkü yazısında, Fransa ve Belçika'da başlayan gösteriler üzerinden Avrupa'nın karşı karşıya olduğu tercihi yazdı:
"Dün Belçika'nın başkenti Brüksel'de yaklaşık 30 bin kişi sokaklara çıktı. Sendikalar, öğrenciler ve kamu çalışanları hükümetin tasarruf politikalarını protesto etti.
Gösterilerin nedeni emeklilik reformları, işsizlik yardımlarındaki kısıtlamalar ve kamu harcamalarında yapılması planlanan kesintilerdi. Başbakan Bart De Wever ise artan borç ve faiz maliyetleri nedeniyle bu önlemlerin zorunlu olduğunu savunuyor.
Aslında Belçika'da yaşananlar Avrupa'nın çok daha büyük bir sorununu gösteriyor.
Avrupa'nın önde gelen ülkeleri, onlarca yıldır sürdürdükleri sosyal devlet modelini finanse etmekte giderek zorlanıyor.
Peki ne oldu da Avrupa'nın refah devletleri son yıllarda birbiri ardına sarsılmaya başladı?
REFAHIN ARKASINDAKİ DÜZEN
Bugünkü tartışmayı anlamak için biraz geriye gidelim.
İkinci Dünya Savaşı'nın ardından Avrupa ülkeleri kapsamlı sosyal güvenlik sistemleri kurdu. Sağlık hizmetleri, emeklilik, işsizlik yardımları ve eğitim, devletin temel sorumlulukları arasına girdi.
Bu süreçte ABD'nin desteği de önemli rol oynadı. ABD, Marshall Planı kapsamında 1948–1952 yılları arasında Avrupa'ya 13,3 milyar dolar yardım sağladı. Bu miktar, bugünün parasıyla yaklaşık 150–180 milyar dolara karşılık geliyor. 1949'da kurulan NATO ise Amerikan güvenlik şemsiyesini Avrupa'ya taşıdı.
Böylece Avrupa ülkeleri bir yandan ekonomilerini yeniden inşa ederken diğer yandan savunma yükünün önemli bir bölümünü ABD'ye bıraktı.
Özellikle 1950'lerden 1970'lere kadar süren hızlı ekonomik büyüme, sosyal devletin genişlemesini kolaylaştırdı. Çalışan nüfus arttı, üretim büyüdü, devletlerin vergi gelirleri yükseldi.
Ancak ekonomik koşullar zamanla değişti.
1995'te Fransa Başbakanı Alain Juppé'nin emeklilik sisteminde reform yapma girişimi büyük grevlere yol açtı. Ulaşım durdu, milyonlarca insan protestolara katıldı. Hükümet reformun önemli bölümlerinden geri adım atmak zorunda kaldı.
Aradan 31 yıl geçti. Fransa bugün yeniden benzer tartışmaların içinde.
Fransız hükümeti 2027 bütçesinde kamu maliyesini düzeltmek için 54 milyar avroluk bir önlem paketi açıkladı. Emeklilik, kamu çalışanlarının maaşları ve sağlık harcamaları tartışılıyor.
Üstelik mesele Fransa ve Belçika'yla sınırlı değil. Finlandiya sosyal yardımların koşullarını sıkılaştırırken Almanya ve Avusturya da yaşlanan nüfusun emeklilik ve sağlık sistemlerine getirdiği yükü tartışıyor.
Peki Avrupa'nın en zengin ülkeleri neden böyle bir sorun yaşıyor?
AVRUPA YAŞLANIYOR
Eurostat'ın verileri oldukça çarpıcı.
2024'te Avrupa Birliği ülkeleri sosyal koruma yardımlarına toplam 4,93 trilyon avro harcadı. Bu rakam AB ekonomisinin yüzde 27,3'üne karşılık geliyor.
Finlandiya'da oran yüzde 32,5, Fransa'da yüzde 31,9, Avusturya'da ise yüzde 31,8.
Daha ilginci harcamaların dağılımı. Sosyal koruma yardımlarının yüzde 41,5'i yaşlılık, yüzde 29,7'si ise hastalık ve sağlık hizmetleri için kullanılıyor.
Sorunun önemli nedenlerinden biri demografi.
Avrupalılar uzun yaşıyor. Buna karşılık birçok ülkede doğum oranları çok düşük seyrediyor. Emeklilerin sayısı artarken sosyal güvenlik sistemlerini finanse eden çalışan nüfus üzerindeki baskı büyüyor.
Buna düşük ekonomik büyüme ve artan borç faizleri de ekleniyor.
Üstelik Avrupa şimdi savunmaya da daha fazla kaynak ayırmak zorunda. Ukrayna savaşı ve ABD'nin güvenlik politikasındaki değişim, yıllardır ertelenen askerî yatırımları yeniden gündeme getirdi.
Avrupa'da devletler zor bir tercihle karşı karşıya. Ya emeklilik ve sağlık harcamaları gibi giderleri kısacaklar ya da savunma yatırımları ve artan borç maliyetlerini karşılamak için yeni kaynaklar bulacaklar. Ancak Çin'le giderek sertleşen ekonomik rekabet ve yüksek enerji maliyetleri, Avrupa ülkelerinin bu konuda hareket alanını da daraltıyor.
Esasen Avrupa'nın bugün karşı karşıya olduğu mesele tam olarak bu.
İkinci Dünya Savaşı sonrasında ekonomik büyüme ve Amerikan güvenlik şemsiyesi altında gelişen refah devleti, artık tıkanma noktasına yaklaşıyor.
Brüksel'deki protestolar bu nedenle yalnız Belçika'nın bütçe meselesi değil. Avrupa'nın yetmiş yılı aşkın süredir inşa ettiği sosyal modelin geleceğine ilişkin daha büyük bir tartışmanın parçası."


