Prof. Dr. Sami Şener: Modern anlayış, ihtiyaç ve zevkler üzerine bina edilen dar bir hayat tasavvuru üretti

0
Prof. Dr. Sami Şener: Modern anlayış, ihtiyaç ve zevkler üzerine bina edilen dar bir hayat tasavvuru üretti
Ekip Haber’e konuşan Prof. Dr. Sami Şener, Batı’nın sekülerleşme sürecinden başlayarak ahlakın nasıl “vitrin”e dönüştüğünü, hukukun güçle kurduğu problemli ilişkiyi ve modern insanın sınırsız arzu merkezli tanımının hangi içtimai sonuçlara yol açtığını sorguluyor.

Bir yazınızda “Sömürgeci Batılı ve Doğulu ülkelerin karakteristik özelliği, hiçbir ahlaki ve insani değere inanmayıp, maddeci ve menfaatçi bir ideolojiye veya sisteme sahip olmalarıdır.” diyorsunuz. Peki bu maddeci ve hedonist ideoloji Batı’da nasıl tezahür ediyor? Epstein benzeri yapıları bu zihniyetin bir sonucu olarak mı okuyabilir miyiz?

Batı’da ahlak, öncelikle Musevi ve Hristiyan din adamlarının ilahi kanun ve kurallardan ayrılmasıyla bozuldu. Yani, dinin, dünyaya feda edilmesiyle… Bu olayda hırs, menfaat ve haksızlığın; hakkın ve doğrunun önüne geçmesiyle ahlak ihlal edildi. Bir manada düzen bozuldu. Bunu ilim adamlarının, bilgiyi menfaate ve kazanca dönüştürme çabaları takip etti. Din, bir araç haline getirildi ve kâinatın nizamı bozuldu. İnsan varlığının hayata getiriliş gayesi tersine döndürüldü.

İkinci olarak da iktidarlar, krallar hakikat dışında otoriteler oluşturdu. Böylece ahlak, inanan insanın varlık sebebi dışında yaşamaya başlamasıyla sembolik bir şekilde işlemeye başladı. 

Hayat, ilahi kuralların dışına çıkınca, menfaatin her türlüsüne kapı açıldı. Kadının eşyalaşması ve cinsiyet objesi haline getirilmesi de dünyevileşmenin tabii bir sonucu oldu. İlahi ve tabii hayat nizamı dışındaki yönelişler, insanın; insan dışı hale gelmesine yol açtı. Nefsin ve ben’in tanrılaşması başladı. İlahi ve hukuki kurallar, siyasi ve iktisadi hegemonik güçlerin eliyle işlemez hale geldi. Kadınların ve çocukların kullanılarak yönlendirilmesi demek olan köleleştirilme, insanın her türlü ahlaki kuraldan uzaklaşmasıyla başladı.

Pragmatizm, rasyonalizm ve hümanizm gibi doktrinler, insanlığı ahlaki ve insani değerlerden uzaklaştırıp, eşyanın, siyasetin ve kişisel arzuların parçası haline getirdi. Birçok kanun, beyanname ve sözleşmelere rağmen, insan güç merkezlerinin bir oyuncağı haline geldi.

İnsanı sınırsız arzu ve güç peşinde koşan bir varlık olarak tanımlayan modern anlayışın, bugün karşılaştığımız bu karanlık ağlarla doğrudan bir bağı olduğunu söyleyebilir miyiz?

Modern anlayış, insan merkezli bir arayış ve mantık sonucu oluştuğundan, metafizik ve dini ufuklardan uzak, dar bir hayat anlayışı ortaya çıkardı. Bu anlayış, sadece “ihtiyaç ve zevkler” üzerine bina edilen bir dünya görüşünü sonuçlandırdı. İnsanın başkalarını düşünmesi ve onlarla birlikte bir dünya kurma hedefi, önemli ahlaki ve sosyal değerlere ihtiyaç duyarak gerçekleşen bir olaydır. Sadece kendi dünyasında yaşayan insanlar, dar bir alanda ve yalnızlık içinde yaşamak durumunda olup, başkalarıyla paylaşacak herhangi bir değer ve misyonu bulunmamaktadır. O zaman da, kendi dünyası oldukça sınırlı bir dünya olacak ve sıkıntı ve endişeleri ile baş başa kalacaktır. Bu durum, belki de sıkıntı ve depresyonlarla dolu bir geleceği hazırlamaktadır.

Bir medeniyet tasavvurunda ahlâk vitrinden ibaret hâle geldiğinde, özel alanlarda kurulan böylesi kötü ve şeytanî düzenekler kaçınılmaz mı olur?

Medeniyetler, ahlak ve inanç değerleri ile ayakta durma ve varlıklarını sürdürme imkanı elde edebilirler. Medeniyet, insani ve sosyal değerlerde en üst seviyeye ulaşmanın adıdır. Bu durum, inanç ve ahlak değerleri ile gerçekleşir. Maddi ve iktisadi faktörler, medeniyetin asli faktörleri olmayıp, hayatı kolaylaştırıcı özelliklerdir. Çünkü ahlak, insan davranışlarını en ideal ve uyumlu noktaya ulaştırma konusunda, yegâne sistemdir. Ahlakın olmadığı yerde, ne cinsi, ne iktisadi ve ne de siyasi bir fazilet ve dengenin olabilme ihtimali yoktur. Ahlak, insanları belli kurallara şuurlu olarak tabi kılar ve medeniyeti gelişmesi için, beşeri anlayış ve dayanışmayı sağlayabilecek en içten ve sosyal değerleri oluşturur.  Ahlakın olmadığı yerde, yalan, iki yüzlülük, baskı, sömüre ve zulüm olacaktır. Günümüz Batı ve Doğu’nun, insanı kendine tabi kılan sistemleri, ahlakın sağlayacağı samimiyet ve huzuru, hiçbir zaman sağlayamadılar ve bundan sonra da sağlayamayacaklardır.

Hukukun güçlüye karşı değil güçle birlikte çalışmaya başladığı bir düzende, adalet fikrinin toplum nezdinde ayakta kalması mümkün müdür?

Hukuk, eğer insanın temel inanç ve ahlak değerlerine dayalı bir şekilde oluşmuşsa, adalet fikrini çok boyutlu bir şekilde gerçekleştirme imkânı sağlayabilecektir. Çünkü, hukukun temeli ahlaki ve sosyal değerlerdir. Bu değerler, insanlarda başkalarının haklarını kabul edecek bir anlayış ve sorumluluk duygusu oluşturan manevi bir temel sağlamaktadır. Bu özellik, insanda bir hassasiyet ve vazife duygusu oluşturacağından, hukuk sistemini, kurallardan önce insanın duygu ve düşünce dünyasında gerçekleştirecektir.  Sonuç olarak, insandaki ahlak; onun dış dünyadaki bütün iş ve hareketlerini düzenleyerek, hukuk sistemine fazla yük vermeden toplumsal düzeni sağlayacak bir noktaya gelebilecektir.

Sizce bugün insanı yeniden sorumluluk ve hudut fikriyle buluşturacak fikrî bir çıkış, dünya görüşü mümkün mü?

İnsan, kendini yaratanın kanunlarını ve kendi insani sorumluluklarını bildiği andan itibaren, kendisine has bir yaşama misyonu oluşturur ve bunu gerçekleştirmeye başlar. İnsanı, huzurlu ve mutlu edecek en önemli uğraş da budur. Çünkü insan, belirsizlik ve bilinmezler içinde yaşayamaz ve huzur bulamaz. Tarih boyunca büyük insanlar, kendilerinin varoluş sebebini düşünmüş ve bu konuda çeşitli çalışmalar yapmışlardır. Fakat çoğu filozof ve fikir adamı, kendi akıllarıyla, bu problemi çözememiş ve hakikatin sınırında kalmışlardır. Dünya görüşü, bir manada yaradılışın sırrına varmak ve hem insanın kendisi ve hem de başkaları için en uygun hayat sistemini gerçekleştirmektir. Yoksa, hayatın belli noktalarında kalıp, asıl varlık sebebini bulamadan, ebedi mutluluğa ve huzura ermek mümkün değildir. Dünya görüşü, ebedi hayata insanı hazırlayan ahlaki ve manevi değerler üzerine kurulmuş, bir hayat felsefesidir.

Teşekkür ederiz.

Kolay gelsin.

Yorum Yazın