Zulüm, haksızlık, ard niyetlilik ve istismar neredeyse hayatı kuşatmış durumda. İnsanların çok büyük bölümü, ümitlerini kaybetme ve karamsar bir ruh hali içine ister istemez giriyor.
Bir Ruh ve Gayret ile Silkinebilmek
Tarihin birçok döneminde, insanlık çeşitli felaketler ile karşı karşıya kalmış, fakat bunlardan belli yaralar veya ibretler almak suretiyle, normal hayatlarını dönebilmişlerdir. Savaşlar, hastalık, kıtlık ve deprem gibi afetler, insanlık tarihinin önemli kırılma zaman dilimleri olarak kendisini göstermiştir. Tabii afetlere karşı mücadele ve sabır içinde olmaktan başka bir çaremiz olmuyor. Ama, insan kaynaklı problemler için yapılacak bazı çalışmalar ve tedbirler alabilmek durumunda olduğumuzu hepimiz biliyoruz. Fakat, bunların gerçekleşebilmesi için sosyal, ahlaki ve iradi olarak bazı tedbirler alabilme imkânımız olduğunu bilmek durumundayız.
İnsanın olgunlaşması, aklını kullanabilmesi ve çeşitli sıkıntılara karşı sabır gösterebilmesi gibi önemli bir niteliklerimiz mevcut. Bütün mesele, sıkıntı ve problemlerin bizi kuşatmasını engellemek ve bazı çıkış yollarını bulup, onları gerçekleştirmeye çalışmaktır. Çünkü insanın niteliği, birçok zorluk ve çilelere katlanabilecek bir yapıya sahip olabilmesidir.
Bir kişi, eğer iradesini ve psikolojik dayanıklılığını muhafaza edebiliyorsa, birçok problemin üstesinden gelebildiğini, hepimiz çeşitli olay ve yaşanan örneklerden biliyoruz. Yeter ki, moralimizi ve aklımızı olumsuz tesirlerden uzakta tutup, meseleleri nasıl çözebileceğimizi düşünerek, bir gayret içine girmek ve hayatın çeşitli olumsuzluklarına karşı dirençli bir şekilde varlığımızı sürdürebilmeye çalışalım.
Bu konuda, özellikle ahlaki motivasyonumuz ve ilahi mesaja olan güvenimiz, bizleri yaşadığımız hayatın çeşitli sıkıntı ve dertlerine karşı muhafaza edici güç kaynakları olarak harekete geçirebilecektir.
Hadiselerin Etkisinden Çıkıp, Kendimize Güvenmek
Bugün insanlığın bilgi, iktisadi imkanlar ve teknolojik güçlerimize rağmen, sosyal ve psikolojik yönden oldukça zayıf bir durumda olduğumuzu kabul etmek durumundayız. Eski insanlara göre, hayata karşı son derece dayanıksız ve güçsüz olduğumuz kabul etmemiz gerekiyor. Küçük meseleleri büyütmek, telaşa kapılmak ve belli olaylar karşısında kendimizi kaybetmek gibi zayıflıklarımız var!.. Bu durum, büyük ölçüde ahlaki ve manevi eksikliklerimizden kaynaklanıyor. Batı’nın maneviyattan yoksun sosyolojik ve psikolojik bilgileri, bizim ruhi gücümüzü ve sosyal bütünleşme özelliklerimize fayda sağlamıyor. Bilakis, bizi toplumdan uzaklaştırarak, başkalarıyla birçok sıkıntıyı paylaşma ve dayanışma içine girmemize de imkan vermiyor.
Halbuki, geleneksel hayatımız; birçok problemi yakınlarımızla, komşularımızla ve sosyal kurumlarımızla paylaşarak, onları halledebilme imkanını bize veriyordu. Ama, Batılı olma ve Batılılar gibi yaşama hevesimiz, bizi birçok sosyal destek merkezlerimizden ve samimi sosyal çevrelerimizden uzaklaştırdı. Her şeyi, kendi akıl ve gücümüzle çözme durumunda bıraktı. Elbette ki, akıl gücü çok önemli. Ama yeterli değil. Çünkü hayat dediğimiz süreç, birçok fedakarlık, samimiyet ve güven ile ayakta durabilme imkanına sahip.
Batı’nın hayat anlayışındaki “bireyci mantık” insanın en önemli özelliği olan dayanışma ve karşıdakini sahiplenme duygusunu ortadan kaldırmakta. Fedakarlığı, menfaatsiz birbirine destek olma duygusunu anlamsız bir hareket gibi görmekte.. Tek kelime ile, insanı ahlaki özelliklerinden uzaklaştırarak, sadece kendini ve menfaatini düşünen hesapçı ve faydacı bir karaktere yöneltmekte.
Hayatı ve olayları, sadece maddi açıdan ve insana statü bahşeden bir şekilde görmek, materyalist bir hayat anlayışının bakış açısı. O zaman, sosyal ve psikolojik, en önemlisi ahlaki bir dünyanın, giderek ortadan kalktığına ve bir ticaret ve savaş mantığı ile bir sürü olumsuz ve kötü niyetli etkiler altında kalmaktayız!.. Sonunda da karamsarlık ve ümitsizlik, hayatımızı sevimsiz ve anlamsız bir hale getiriyor. İyi ve güçlü yönlerimizi törpüleyerek, bizi çaresiz ve anlamsız bir hayata mahkûm ediyor.
Bütün bunların üstesinden gelecek hayat anlayışı ve değerler sistemi ile yeniden kendimizi toparlayıp, çevremizde meydana gelen olumsuzluk ve haksızlıklara karşı, ahlaki ve fikri gücümüzü harekete geçirme imkânımız bulunmaktadır. Ümitsizlik ve karamsarlığın giderilmesi, bence böyle bir çabaya girişmekle olacaktır.


