Yeni Şafak Gazetesi yazarı Yahya Bostan bugünkü "İsrail’le kırmızı hat askıya alındı" başlıklı yazısında, "Terörüz Türkiye" sürecine dair arka plandaki gelişmeleri yazarken, terör devleti İsrail'in Suriye'deki Ebu Zuhur üssüne saldırısı sonrası Türkiye'nin kırmızı hattı askıya aldığı bilgisini veriyor.
"Çerçeve Yasa TBMM’de 467 gibi rekor bir oyla kabul edildi. Peki, terör örgütü PKK silah bırakmaya ne zaman başlayacak? Bu konuda “eli kulağında gelişmeler” var. Bir ya da iki hafta içinde hareketliliğin başlayacağını düşünüyorum. Neden? Örgütün silah bırakması için sahada bir mekanizma kurulması gerekiyordu. MİT Başkanı Kalın’ın Bağdat, Erbil ve Süleymaniye ziyaretleriyle bir mekanizma oluşturulmuştu. Bunun için Kuzey Irak’taki aktörlerin Bağdat’la koordine olması gerekiyordu. Irak Silahlı Kuvvetleri Genel Komutanlığı Sözcüsü Sabah Numan “PKK’nın boşaltacağı mevzileri doldurmak için Bölgesel Yönetim’le anlaştık” dedi. Bazı detaylar da verdi: “Erbil ve Süleymaniye sınırında beş silah teslim noktası belirlendi. MİT sahadaki 72 PKK mağara ve mevzisinin tahliyesini takip edecek. PKK’nın boşalttığı stratejik ve dağlık bölgelere (Kandil, Zap, Metina ve Gare) Irak sınır muhafızları ve Peşmerge konuşlanacak.” Önemli bir açıkalama da Iraklı yetkili Dubardani’den geldi: “Şengal’deki PKK unsurları (YBŞ; yaklaşık bin 500, 2 bin kişi) Irak ordusuna entegre edilecek.”
SÜREÇ HASSAS, PROVOKASYONA AÇIK
Bu gelişmelerden sonra silah bırakmak için PKK’nın önünde hiçbir “engel” kalmamıştır. Top artık örgütün sahasındadır. Örgüt silah bırakırsa Çerçeve Yasa yürürlüğe girer. Örgüt elini ağırdan alırsa gecikme yaşanır ve sürecin enfekte olma riskiyle karşı karşıya kalırız. Çünkü mesele taşıdığı hassasiyet nedeniyle provokasyona açıktır. Üstelik bu süreçten rahatsız olan oluşum ve devletler var. Örgütle bir şekilde ilintili bazı grupların da silah bırakma sürecinden pek hazzetmediği görülüyor (Mazlum Abdi’nin SDG’nin feshi kararını Şam’da değil Haseke’de açıklayacaktı. Şam yönetimi Haseke’de Abdi’ye baskı kurulacağı ve kararın açıklanmayacağı endişesiyle duyurunun Şam’da yapılmasını istedi. Bu yüzden Abdi toplantıdan çıkar çıkmaz kararı açıkladı.)
HERKES DİLİNE DİKKAT ETMELİ
Yol kazalarının önüne geçmek için örgütün -ve elbette herkesin- üzerine düşen önemli sorumluluklar var. Sürecin toplumsallaşması örgüt kadrolarının “sadece sahada değil zihinlerde de silah bıraktığı” konusunda toplumu ikna etmesiyle olacak. Bu aşamada ayrıştırıcı dil kullanmak, etnik vurgu yapmak, kimlik siyasetine sıkışan pratik ortaya koymak iyi niyetli çabalara zarar verebilir. Marjinal, miadını doldurmuş ütopik söylem ve jargon tercihi süreci zehirleyebilir. Peki, silahlar zihinlerde tam olarak bırakıldı mı? Bu soruya “evet” yanıtını vermek şu aşamada gerçekçi değil.
Son tahlilde, İmralı’nın “Bana komplo kuruldu” dediği gelişmeler oluyor. “İmralı tutanakları” diye dolaşıma sokulan metinlerin altından Öcalan muhalifi eski örgüt mensupları çıkıyor. Bazı DEM yetkililerinden “sürecin ruhuna ters” açıklamalar geliyor. “Taziye evleri” adı altında homurtulara yol açan adımlar atılıyor. Örgütün içinde sürece karşı çıkan bir grup var. “Ne aldık da silah bırakı-yoruz?” diyorlar. Kaçırdıkları şey Terörsüz Türkiye’nin bir alış-veriş ya da müzakere süreci olmadığıdır.
BARZANİ NEDEN KORKUYOR?
İran’ın terör örgütü PKK ile kurduğu sembiyotik ilişki üzerine birçok kez yazmıştım. ABD-İran savaşı, “terör silahını” tersine çevirdi. ABD ve İsrail, ayrılıkçı grupları savaşa sokmaya çalıştı. Bunu engelleyen Türkiye’dir. Tahran bu konuda müteşekkir. Ancak İran’ın bundan sonra sürece nasıl yaklaşacağı belirsizdir. Örgütün PJAK ayağı da varlığını sürdürüyor. İran savaşı nedeniyle orada bir direnç var. İran yapıcı davranırsa PJAK konusu halledilebilir.
Benzer şekilde Barzani yönetiminin de pozitif bir tutum alması gerekiyor. “İran neden sürekli Barzani yönetimini vuruyor?” sorusunun yanıtı PJAK’ta gizlidir. Tahran, Barzani yönetimi ile ayrılıkçı gruplar arasında güçlü bir bağ olduğunu düşünüyor (SDG’nin Şam’a silah bırakmadan entegre olması için de çok çabalamışlardı.) Peki, Erbil neden bu pozisyonu alıyor? Tahminim; bölgedeki tüm devlet dışı aktörlerin silah bırakmasından, Irak’ta merkezi hükümeti güçlendirme çabaları sürerken bu sürecin kendilerini “yalnız” bırakacağından korkuyorlar. BBC’den bir not: Pentagon, Peşmerge’ye güvenlik yardımını keseceğini ilgili taraflara bildirdi.
SÜRECİN BAŞ DÜŞMANI İSRAİL’DİR
Çünkü Terörsüz Türkiye’nin ne anlama geleceğini, bölgede oluşturacağı sinerjiyi görüyorlar. Örgüt içerisindeki “süreçten rahatsız” o kliklerle konuşmak istiyorlar. Saldırganlaşıyorlar. Suriye’deki işgali genişletiyorlar. Ebu Zuhur’a saldırıyorlar. Ancak akışa yön veremiyorlar. Şam’ın “terörü destekleyen ülkeler listesinden” çıkarılmasını, SDG’nin feshini, TSK’nın Deyrizor’a intikalini, Fırat üzerinde sivil amaçlı geçici köprü kurmasını engelleyemiyorlar.
Türkiye ile İsrail’in Suriye’de askeri gerilimi önlemek için bir “kırmızı hat” yani çatışmasızlık mekanizması kurduğu biliniyordu. İsrail, Ebu Zuhur saldırısında bu hattı kullanmadı. Yani Ankara’yı bilgilendirmedi. Bunun üzerine Ankara kırmızı hattı askıya aldı. Deyrizor’daki intikalde ABD ile koordine olundu ancak İsrail’e bilgi verilmedi. ABD bu çatışmasızlık mekanizmasını yeniden devreye almaya çalışıyor.
Bu mekanizma tekrar kurulursa gerilim düşer mi? İsrail’de 27 Ekim’de seçimler var. Ama İsrail saldırganlığının seçim hesaplarını aşan boyutu var. Bu boyut Yunanistan’a satılan Aşil Kalkanı’nda, Doğu Akdeniz’de, Afrika boynuzunda, enerji ve ticaret koridorlarında yankılanıyor. İsrail taktik saldırılarla mevzi tutmaya çalışıyor. Türkiye kısık ateşte bölgesel mimari pişiriyor. Tel Aviv’i asıl rahatsız eden budur."
Kaynak: https://www.yenisafak.com/yazarlar/yahya-bostan/israille-kirmizi-hat-askiya-alindi-4853081


